Yaşam Tarzı

Kısa Hikaye: Yoldaki Otobüs

Başımı kaldırdım ve gece yarısını geçmekte olan saate baktım.

Başımı kaldırdım ve gece yarısını geçmekte olan saate baktım.
Boynum öylesine tutulmuş ki, bir an saatin kaç olduğunu umursamadan boynumdaki ağrıyı düşündüm. Başımı sağa sola çevirip az da olsa egzersiz yaparak bu ağrıdan kurtulmayı ümit ettim ama nafile. Öyle hemence geçecek bir ağrı değildi bu. Bu yüzden oturduğum sandalyede başımı arkaya doğru yasladım ve uzunca bir süre öylece bekledim. Yorgunluktan bitap düşen gözlerim çok geçmeden kendiliğinden kapandı ve o sandalyede öylece uyuya kaldım. Sonra bir rüya gördüm.

***

Rüyamda tıka basa yolcu dolu bir otobüste en arka koltuklardan birinde oturuyordum. Üstelik günümüzdeki otobüsler gibi lüks olmayan, eski hatta hurda bir otobüstü bu. Otobüsün nereye gittiğine dair bir fikrim olmasa da, içinde bulunduğum rüyanın gerçekliğini yaşıyordum. Bu otobüsü beyaz ve uzun sakallı, oldukça kibar ve siyah takım elbiseli yaşlı bir adam sürüyordu. Nasıl oldu bilmiyorum ama onu bir şekilde görmüştüm. Fakat benim dışımda diğer tüm yolcular, ne onunla konuşabiliyor, ne de yüzünü görebiliyorlardı. Aralarında sanki görünmez bir cam var gibiydi. Şoför birdenbire otobüsü durdurdu ve orta sıralarda oturan yaşlı bir amcayı ”burada ineceksin” diyerek indirdi. Adamın halini görünce orada inmek istemediğini anladım ama, hiç itiraz etmemesi doğrusu tuhafıma gitmişti. Ardından şoför tekrar hareket etti ve saatlerce otobüsü kullanmaya devam etti. Hava kararmış, otobüsün eski ve kirli camlarından yıldızlar bile görünmüyordu. Sadece otobüsün ön camına vurmakta olan beyaz parlaklığın ay ışığı olduğunu anlamıştım. Bilemiyorum belki de karşı yoldan gelmekte olan araçların farlarından gelen bir parıltıydı bu. Çok geçmeden o rahatsız eski püskü koltukta büzülerek uykuya daldığımı hatırlıyorum.

***

Ancak ani bir fren sesi ile saatler sonra yeniden uyandım. İlk başta kaza yaptığımızı düşündüm ama herhangi bir kaza olmadığını görünce de yüreğime su serpilmişti. Şoför bu kez küçük bir çocuğu kolundan tutarak otobüsten indiriyordu. Üstelik gecenin bir yarısı ıssız ve ürkütücü bir yerde. Çocuğun annesi bir yandan çocuğun kolundan çekiştiriyor, bir yandan da şoförle tartışıyordu. Fakat şoför çocuğu tuttuğu gibi yol kenarına attı ve tüm kapıları kapattı. Kadıncağız otobüsün orta koridorunda yere oturmuş feryat figan ağlıyordu.
Fakat kimse kadını umursamıyor, hatta görmüyordu.

Adeta kör ve sağır bir insanın tavrı vardı herkesin üstünde. Ben ise olan biteni merak içinde seyrediyordum. Otobüs günlerce, haftalarca hatta aylarca yol aldı. Mevsimler değişti ve yolcular birer birer azalmaya başladı. Şoförün muhtemelen beni de istemediğim bir yerde indireceğini zamanla anlamıştım. Çünkü kimseye özel imtiyaz tanımıyor, her yolcuyu kendi canının istediği yerde indiriyordu.
Yol boyunca hiç acıkmamış ya da susamamış olmam garip olsa da, o otobüste defalarca uyudum.

Ta ki bir gün şoförün bana burada ineceksin diyeceği güne kadar. O gün geldiğinde ise; üstümdeki ince gömlekle üşür müyüm diye endişeye kapıldım. Beni uzun ince bir yolun başı diyebileceğim bir noktada indirdi. Ben ise; inerken hiçbir zorluk çıkarmadım. Diğer tüm yolcular gibi, ”ben burada inmeyecektim” gibisinden tartışma da yaratmadım. Sadece sessizce indim ve yola devam etmekte olan otobüsün ufukta kayboluşunu izledim.

Etiketler
Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı